Gijs van der Hammen’in yazdığı, Hanneke Siemensma’nın resimlediği tüm vaktini kitaplarla geçiren ama dış dünyaya yabancı bir küçük kurt ve yeni arkadaşının hikâyesini anlatan Küçük Bilge Kurt üzerine bir yazı.
Kimleri bilge kabul ediyoruz hiç düşündünüz mü? Yaş olarak sizden büyük olan birilerini mi? Hayat tecrübelerimize bakınca yaşın bilgelik ile hiç alakası olmadığını sanırım hepimiz bir şekilde deneyimlemişizdir. Çok okuyan kişileri mi? Her okuduğunu anlayıp özümsemediğinde o okumaların pek bir işe yaramadığını da bildiğimize göre sanırım en bilge diyeceğimiz kişiler hem araştıran hem uygulayan hem de bu deneyimlerini paylaşan kişiler olsa gerek.
Hikâyemizin kahramanı okumayı, araştırmayı ve sürekli yeni şeyler öğrenmeyi seven küçük bir kurt. Çevresinde olanlar onun çok okumasından ve sürekli yeni şeyler öğrenmesinden dolayı onu bilge ilan etmişler. Bu tabii ki küçük kurdun oldukça hoşuna giden bir durum. Fakat sürekli yeni şeyler öğrenme merakı onu dış dünya ile bağlantısını kesmeye, ona fikir danışmak için gelen arkadaşlarına zaman ayırmamasına neden oluyor. Ayrıca bildiklerinin yeterli olmadığına ve daha çok daha çok şeyler okuyup daha da fazla bilgili olma tutkusuna kapılıp küçük bilge bir kurt ve aynı zamanda kendinden başkasına zaman ayırmayan bir küçük bilge kurda dönüştürüyor. Ta ki yaşadığı yere çok ama çok uzak olan bir Kral’ın ondan yardım istemesine kadar. Tabii ki önce elçi gelen Karga’ya zamanım yok dese de Karga bunu söyleme hakkına sahip olmadığını hatırlatıyor.
Yaşadığımız dünyada sürekli insanın bencilliğine ve bireysel olarak var olma süreçlerini pohpohlayan bir sistem işliyor. Bireyselliğin getirdiği yalnızlığın ve iletişimsizliğin sebebinin de yine kişinin bireyselliği olduğu belirtiliyor. Ortada yanlış olan bir işleyiş var. İletişimsiz olmamak için sürekli sahte gülücükler dağıtan insanların olduğu, kimin gerçek düşünceye sahip olduğu belli olmadığı sürekli bir maskeler ardında yaşayan bireylerden oluşan topluluklar ile çevrili herkes. Hepimizin biricikliği gerçek iken aslında hepimiz aynı yığınların içinde biriz. Oysaki her bireyi oluşturan kendi iç dinamikleri olduğu gibi çevresinin ve içinde yaşadığı toplumun oldukça farklı katkıları olmaktadır. Belki bazen yanlış bir çevre ile sarılmış olabiliriz. Belki kendimizi tam bulacağımız bir çevreye denk gelmemiş olabiliriz. Zaten bu süreçler insanın büyüme yolculuğunun yapı taşları olarak adlandırılıyor.
Küçük Bilge Kurt tam da bu süreçlerin en başlangıç noktasında iken kendisinin sevdiği şey ile uğraşırken arkadaşlarından uzaklaşmasının onu nasıl hayat yolculuğunda yorgun bitkin ve yılgın bir noktaya götürdüğünü çok net bir şekilde deneyimliyor. Bazen yanı başımızda bizlere destek olacak kişileri görmezden gelmemiz, diğerlerine faydamız olabilecekken bencilliği seçmemizin sonuçlarını oldukça net ortaya koyan bir okuma yolculuğu sunuyor bu yolculuk. Tabii ben yetişkin gözüyle bunları yüklüyorum hikâyeye. Küçük okurlarımız paylaşmayı, dayanışmayı, birlikten kuvvet doğacağını, bilginin paylaştıkça bir anlamı olacağını ve iyi ki dostlarımız var diyecekleri bir okuma yolculuğu yaşayacaklardır.
Bilgeliğin bitmez tükenmez yollarında kesişsin yollarımız. Herkese iyi okumalar olsun… Dört bir yanımız “akıl yaşta değil baştadır” diyebilenlerle dolsun…
Yazar: Gijs van der Hammen Çizer: Hanneke Siemensma Çeviri: Ceyda Yücekal Yayınevi: 1001 Merak