07 ŞUBAT, CUMA, 2025

“İnsanların Ne İstediği, Ne Söylediklerinden Daha Önemlidir”

Geçtiğimiz günlerde “PSM Atölye” kapsamında Türkiye’de sahne sanatlarına ilgili öğrencilerle bir araya gelen Shakespeare’s Globe’un Sanat Yönetmeni Yardımcısı Sean Holmes ile çağdaş tiyatronun bugününe ve geleceğine dair merak ettiklerimizi konuştuk.

“İnsanların Ne İstediği, Ne Söylediklerinden Daha Önemlidir”

Sean Holmes’un adını sahne sanatlarının dünyadaki ve İngiltere’deki pek çok prestijli kurumunda aldığı görevler, sahnelediği oyunlarla biliyoruz. Son yıllarda Shakespeare’s Globe’un sanat yönetmeni yardımcılığını yapan Holmes daha önce National Theatre, RSC, Tricycle, Royal Court, Donmar Warehouse, Chichester Festival Theatre, Oxford Stage Company ve Dublin’deki Abbey Theatre gibi prestijli sahnelerde başarılı işlere imza attı. Holmes; geçtiğimiz günlerde Zorlu PSM’nin 2021 yılında başlattığı ve Mey|Diageo’nun kurumsal desteğiyle devam eden “PSM Atölye” projesinin dördüncü dönemine konuk oldu. Bu buluşmada hem bir söyleşi ile rejisörlük ve sahne sanatları üzerine deneyimlerini öğrencilerle paylaştı hem de ardından bir atölye gerçekleştirdi.

​Bu ziyaret vesilesiyle çağdaş dünya tiyatrosuna izler bırakan Sean Holmes ile kariyerine, tiyatronun geleceğine, “PSM Atölye”deki etkinliğe dair merak ettiklerimizi sorduğumuz, sektörde yer almak isteyen gençlere ilham olacak tavsiyelerini de aldığımız bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sahne sanatlarına dair dünyanın ve İngiltere’nin prestijli kurumlarında önemli görevler aldınız. Başarılı bir kariyerin sırrını merak ediyorum? Bu kariye sahip olmanızı sağlayan ne gibi riskler aldınız ve nasıl hedefleriniz vardı?

Doğrusunu söylemek gerekirse kariyerin bir kaza olduğunu düşünüyorum ama tabii çoğu zaman bu, şans ve azim meselesi. Çok fazla yardımcı yönetmenlik yaptığım ve ardından ara verdiğim bir dönem oldu; o sırada pes etmek aslında çok kolay olabilirdi. Bir oyunu sahneye koymak ve yönetmen olabilmek için birçok farklı unsura ihtiyacınız vardır: Bir mekâna, yaratıcı bir ekibe, bir oyuna, sizi ağırlamak isteyen bir tiyatroya. Ve 20’li yaşlarımın sonlarında kimse benim için bunları gerçekten yapmak istemedi. O dönemde de ben risk almak yerine, yönetmenlik yapamadığım zamanlarda boyacılık ve dekorasyon işleri yaptım. O sırada, oldukça monoton olan bu işler sayesinde kendi başıma bolca zaman geçirdim ve tiyatronun gerçekten yapmak istediğim şey olup olmadığını düşündüm. Bu süreç iki yıl sürdü ve sonra gelen fırsatlara daha net bir cevapla yaklaşmamı sağladı, artık cevabım “evet”ti. Bu süreç sayesinde daha belirgin bir yaklaşım/ideoloji geliştirmiştim. Bu sayede çok farklı türdeki gösterilerde fırsatlar yakaladığımda hazırdım çünkü daha önce “belki hazır değilim” diye düşündüğüm anlar yaşamıştım. Sonuç olarak söylemek istediği şey, tiyatro yönetmeni olmak bir maraton, sprint değil. Bunu bilmekte fayda var. Sürece sıkı sıkıya tutunmak gerekiyor çünkü yarışın birçok aşaması var.

1. ©Marc Brenner
2. ©Tristram Kenton
3. ©Helen Murray

Klasik metinlere modern yorumlar getirmek, izleyiciyi şaşırtmak, yeni yetenekler keşfetmek ve bunları tiyatroya kazandırmak sizin öne çıkan yönleriniz. Çağdaş tiyatroya önemli katkılarınız bulunuyor. Oyunları sahneleme konusu sanatsal yaklaşımınızı nasıl tarif edersiniz? Siz sahnede ne görmek istersiniz?

Sanatsal yaklaşımım oyunları sahnelemeye göre değişiyor aslında. Yaklaşımım oyuna, sahnelediğim tiyatroya veya tiyatro kültürüne ve oyunun kendi gereksinimlerine bağlı değişiyor. Örneğin, Globe Theatre’ın ana sahnesinde, ortak ışıkla, yapay ışık veya ses olmadan bir Shakespeare oyunu sahneliyorsam, ortaya koyacağım prodüksiyon muhtemelen Japonya’da modern tiyatronun tüm imkânlarına sahip bir sahne önü tiyatrosunda yapacaklarımdan farklı olacaktır. Ancak sahnede en çok görmek istediğim şeyler beni şoke eden, şaşırtan, kışkırtan anlar; gerçeğine inandığım ama karakterin bunu neden yaptığını anlayamadığım şeyler.

​Ayrıca sahneye, nerede olursa olsun, izleyiciyle gerçekten bağ kuran ve onları dikkate alan bir iş koymak istiyorum. Artık dördüncü duvarın arkasında kalan tiyatrolar yapmak benim için oldukça zor.

Değişen dünyada tiyatro nereye doğru evriliyor sizce? Tiyatronun benzersiz büyüsünü koruması için modern teknolojiyle nasıl bir denge kurmalı sizce?

Bence teknolojiyle ilgili ilginç olan şey -ve elbette yapay zekâ çağına girmek üzereyiz-tiyatronun büyük ölçüde yapay zekâya karşı dirençli ender sektörlerden biri olması. Çok eski ve köklü bir endüstrinin parçasıyız; pek çok teknolojik gelişmeye rağmen hayatta kalmayı başardı ve özünü korudu.

​İngiliz oyun yazarı Howard Brenton, Hot Irons adlı kitabında tiyatronun çok eski bir sanat formu olduğu için her şeyi yapabileceğinizi, çünkü zaten her şeyin daha önce yapılmış olduğunu söylüyor. Bu bana oldukça faydalı bir düşünce gibi geliyor ve bunun kesinlikle doğru olan bir yanı var. Modern bir bağlamda video kullanıyor olsanız bile muhtemelen daha önce yapılmış fikirleri ve teatral teknikleri tekrar ediyorsunuzdur. Soruda “benzersiz büyü” ifadesi geçiyor ve bence tiyatronun sahip olduğu şey tam da bu. Nihayetinde bu, oyuncu ile izleyicinin ortak bir alanda bağ kurmasıyla ilgili ve bu teknolojik çağda giderek daha nadir hâle gelen bir şey. Umarım izleyiciler bunun için her zaman bir açlık duyacaklardır.

©Marc Brenner

Tiyatronun yerinden pek de oynatılamayacağı zaten zengin bir geçmiş üzerine oturduğunu söylüyorsunuz aslında. Çağdaş dünya tiyatrosunda son yıllarda bir profesyonel olarak sizi şaşırtan gelişmeler oldu mu? Tiyatroda devrim yaratmak mümkün mü artık? Bunun için neye ihtiyaç var?

Bu büyük bir soru. Bir devrim yaratmanın mümkün olup olmadığını bilmiyorum ama sanırım denemek gerekiyor. Muhtemelen 55 yaşında biri olarak devrimi yaratacak kişi ben değilim ama belki o devrimi yaratacak nesli teşvik eden ya da onlara fırsat veren kişi olabilirim. Bence Çehov gibi bir yazara baktığınızda, birçok yazar gibi geleceği gerçekten öngörebildiğini fark ediyorsunuz. Değişimin geleceğini biliyordu ama ne olduğunu bilmiyordu; yalnızca hissedebiliyordu. Bu da bence yazarları inanılmaz yapan şey. Örneğin, Sarah Kane’in Blasted adlı oyunu çıktığında bir şekilde Bosna Savaşı’ndan etkilenmişti.

​Bence eleştirmenlerin bu oyunu görmezden gelmesi kolaydı çünkü birçok kişi için Bosna Savaşı, Soğuk Savaş’ın son yankıları gibi görünüyordu; oysa aslında son 30 yıldır deneyimlediğimiz yeni savaşların başlangıcıydı, o kaos ve acımasızlıkla birlikte. Sarah bunu, birçok kişinin göremediği bir şekilde gördü. Bu yüzden bir devrim yaratabileceğimi iddia edecek kadar küstah olamam ama sanırım şu an bu soruları sormamız gereken bir dönemde olabiliriz.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de Zorlu PSM’nin davetiyle bir etkinlik gerçekleştirdiniz. Katıldığınız bu proje hakkında neler söylersiniz, gözlemleriniz neler oldu?

Öncelikle Zorlu PSM’de öğrenciler ve genç sanatçılarla çalışmaktan gerçekten keyif aldım. Sanatçılara birlikte keşfetme, fikirlerini paylaşma, birbirlerine meydan okuma ve benzer düşüncedeki sanatçılarla tanışma fırsatı sunan oldukça cömert ve önemli bir program gibi görünüyordu. Benim için de bu kadar adanmış, tutkulu ve yaratıcı bir grupla tanışmak büyük bir ayrıcalıktı. Aynı zamanda şunu fark etmemi sağladı: Londra’da çok özgür, açık ve çok yönlü bir tiyatro endüstrisinde çalıştığım için ne kadar şanslı olduğumu anladım ve bu durumun Türkiye’dekinden bazı yönlerden ne kadar farklı olduğunu gördüm. Öğrencilerin Londra tiyatrosuna duyduğu hayranlık ve tutku beni oldukça mahcup hissettirdi. Bir şehirde yaşayıp çalışırken, şehrinizi eleştirmek ve ne kadar şanslı olduğunuzu fark etmemek çok kolay.

​Sanatçıların ortaya koyacakları işleri görmeyi çok isterim. Zorlu ve o sanatçılarla olan bu ilişkiyi sürdürmenin bir yolunu bulmayı çok isterim çünkü gerçekten çok önemli hissettirdi. İngiliz yazar Edward Bond, “Demokrasi olmadan dram olamaz” demişti ve demokrasi ile dramın aynı dönemde Atina’da başlamış olması tesadüf değildir. Özgürce düşünebileceğiniz, doğruları sorgulayabileceğiniz, en şaşırtıcı ve çelişkili insan davranışlarını sergileyebileceğiniz bir alanın, herhangi bir toplum için gerçekten faydalı bir şey olduğunu düşünüyorum ve bu yüzden bu programın gerçekten önemli olduğunu hissediyorum.

"PSM Atölye"den fotoğraflar

Buradayken izleyebildiğiniz ya da daha önce takip ettiğiniz oyunlar oldu mu? Türk tiyatrosuna dair fikirlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Türk tiyatrosu hakkında derin bir bilgiye sahipmişim gibi davranmam doğru olmaz. Şanslıydım ki Serdar Biliş’in yönettiği Afife'yi izleme fırsatım oldu ve oyuncuların yeteneği, prodüksiyonun ölçeği ve hırsı, böyle büyük bir izleyicinin bu hikâyeye olan açlığı beni gerçekten etkiledi. Hikâyenin hem çok halkçı ve dinamik olması hem de birçok eğlenceli unsura sahip olmasına rağmen aynı zamanda önemli bir şey hakkında olması -sanatsal hayalinizi peşinden gitme özgürlüğü ve insan olarak tam anlamıyla görülme önemi, ister erkek ister kadın olun- bu beni gerçekten etkiledi. Ayrıca İstanbul’daki tiyatrocular ve öğrencilerle yaptığım sohbetlerden, tiyatronun bu toplumda gerçekten önemli bir şey olduğunu ve buna derin bir tutkuyla bağlı olduklarını hissettim. Bu gerçekten tanıdık bir duygu ve bence bu duyguyu paylaştık. Yine, çok farklı bir programlama modeline ve gösterilerin nasıl sergilendiğine, nasıl zaman içinde uzun süre devam edebildiklerine hayran kaldım. Bir oyuncunun hayatı her zaman biraz zor olabilir ama Türk tiyatrosu oyuncuları için bu zorluk daha belirgin; çünkü tiyatro dünyasının çok farklı parçalardan oluşması işleri daha karmaşık hâle getiriyor.

Son olarak tiyatroya ilgi duyan, profesyonel anlamda çalışmalar yapan sanatçılara yol gösterecek tavsiyeleriniz neler olur?

Söyleyeceklerim tavsiyelerden ziyade önerilerdir, almak isterseniz. Çünkü tiyatroda çok başarılı olan insanlar, söylediklerimin tam tersini yapıyor olabilirler. Bence birinci şey, izleyiciyi asla unutmamaktır; çünkü izleyici olmadan tiyatro yoktur.

İkinci olarak, kendine sadık olman gerektiğini düşünüyorum çünkü başkalarını memnun etmek için bir şey yapmaya çalışırsan, kimseyi memnun edemezsin. Ama kendini ifade ettiğine inandığın, diğer sanatçılarla iş birliği içinde yarattığın bir şeyi yaparsan, bu, izleyicilerle de bir şekilde rezonansa girebilir. Üçüncüsü ise, çelişkileri ve karmaşıklığı kucaklamaktır. İnsanların ne istediği, ne söylediklerinden daha önemlidir; tiyatrolar, insan davranışını tüm düzensiz ihtişamıyla görebileceğimiz bir yerdir ve bence kaosu kucaklamak gerekir.

0
941
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage